Memleket Havaları

Yirmi beş aralıktan beri Türkiye’deyim. Almanya’dan aktarmalı geldim. Almanya’da uçağa binmek için beklemeye başladığımız andan, kendimizi Şişli’deki eve atana kadar, kendimi sinir nöbetlerine girer halde buldum. Şimdi burada, annemlerin sıcacık evinde, rahat bir koltuğa kurulup da ülkem insanının medeni davranışı hakkında ahkam kesmek istemiyorum. Yazacaklarım tamamen gözleme dayalı.

Münih’teyiz. Bizimle birlikte İstanbul uçuşu için bekleyenlerin yüzde doksanı Türk. Beni alıyor bir tedirginlik. Uçağa biniyoruz. Eşimle ayrı yerlerde oturuyoruz. Benim koltuğum cam kenarı; yanındaki iki koltukta da oturanlar var. Sekiz saatlik başka bir uçuştan sonra oradayım. Uykusuz ve yorgunum. Üstelik hastayım. Koltuğumun olduğu sıraya ulaşınca Türkçe “İzin verir misiniz?” diyorum. Yerime geçiyorum. Daha popomu koltuğa koymadan, yanımda oturan kadın, gayet pasif agresif şekilde bana “Rica ederiz” diyor. Şikayet ediyor yani teşekkür etmediğim için. Daha yerime bile doğru düzgün oturmamışım, teşekkür etmeye fırsatım bile olmamış. Umursamıyorum ve bu davranışın üzerine teşekkür etmiyorum (yanlış evet; ama hatırlatayım, yorgunum ve hastayım). Uçuş, sabah erken. Havalanıyoruz; güneş camdan içeri giriyor. Ben camımın panjurunu kapatıyorum, gözlerimi de. Uçuş iki saat. Yanımdakiler sürekli bir şeylere söyleniyorlar. Arkamda oturan çocuk sürekli koltuğumu sallıyor. Bir şey demiyorum. Sıkıyorum dişimi. Bazıları, laftan anlayacak kadar bile görgülü değil, göze almıyorum huzurumdan kalan bir iki kırıntının da gereksiz yere uçup gitmesini. Uykuya dalmak mümkün değil zaten. Yine de gözlerimi kapalı tutuyorum. Uçak yere indiğinde açıyorum gözlerimi ve pencerenin panjurunu açılmış buluyorum. Yandakiler konuşurken anlıyorum ki arkamda oturup bana uykuyu haram eden veledin anası, elini koltuğun arasından uzatıp açmış camı. Oysa ki kendi koltuğunun yanında da pencere var. Derin bir nefes alıyorum. Neyse ki vardık İstanbul’a. Bu insanlara daha fazla tahammül etmem gerekmiyor. Bu arada, uçağın tekerleri yere değer değmez bir çok insanın emniyet kemerlerini açtığını söylememe gerek yok sanırım. O, zaten Türk dolu uçuşların vazgeçilmezi. Sıra uçaktan inmeye geldiğinde ayrı bir tedirginlik sarıyor beni. Uçak adabıdır, sizden önceki sıralardaki insanların koltuklarından kalkıp eşyalarını alıp çıkmasını beklersiniz, medeniyseniz. Sıra bana geldiğinde (ki alacağım bir eşyam yoktu. Ayaktaydım ve sıramdan çıkmaya hazırdım) arkadakiler  beni beklemeden yürümeye başladılar. Ben de önlerini kesmek zorunda kaldım ve kendimi uçaktan dışarı attım. Neyse ki pasaport kuyruğunda sinirlerimi bozan bir şey olmadı.

Hava alanından taksiye binmeye karar verdik. Binince, şoföre “Merhaba, biz Şişli’de şu adrese gidiyoruz.” dedim. Adamın ağzından bir kelime bile çıkmadı. Eve gelince de parasını ödeyip teşekkür ettim, iyi işler diledim. Adamdan yine gık çıkmadı. Bu kadar mı zor bir merhaba demek, teşekkür etmek, iyi günler demek? Zor demek ki, medeni olmayana zor!  Bu ülkede evden her dışarı çıkışımda sinir harbi yaşar oldum. İnsanların, kişisel alana saygısı yok. ATM’den para çekiyorsunuz, arkanızdaki neredeyse size dokunacak kadar yakınınızda bekliyor örneğin. Oflayıp pufluyorlar sürekli. Koçtaş’ta kasiyer soruyor “Koçtaş kartınız var mı?”. Kadın cevap veriyor “Çtt”. Hayır demek yok, evet demek yok! “Çtt” var, “Hı hı” var, “I-ıh” var! Medeni olmayı çocuklarımıza öğretmiyor muyuz okullarda, evde? Kaynağı ne bu kabalığın, terbiyesizliğin, umursamazlığın? Bu insanları, omuzlarından tutup silkelemek istiyorum. Silkelenirlerse sanki kendilerine gelecekler, sanki yerine oturmayan taşlar birer birer yerlerine düşecekler, yontulacaklar, düzelecekler. Birçok insandan duyarız, “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Sadece Türkler böyle yapar, eder” derler. Yok öyle bir şey. Medeniyetsizlik Türklere özgü değil elbet. Her yerde örneklerini görüyoruz. Benim, medeniyetsizlikle karşılaşma ihtimalim Amerika’dakine göre daha yüksek Türkiye’de. Ne kadar acı! Oysa ki, ülkeme döndüğümde içimi tedirginliğin değil, sevincin ve umudun kaplamasını isterdim.

Türkiye’ye gelmenin beni sevindiren yanları yok değil. Ailemi ve arkadaşlarımı görmenin dışında, herkesle Türkçe konuşmanın sevinci var örneğin, kitapçılara gidip Türkçe kitaplar almak var, Türk yemekleri var, Boğaz var, sokaklarında bin bir anımın olduğu İstanbul var, orada geçirdiğim zamanları hala çok özlediğim Boğaziçi var, tanımadığım; ama oralarda bir yerde (Anadolu’da, Trakya’da) olan güzel insanlar da var.

Şimdi ben bu konuyu pilava nasıl bağlarım? Türkiye, Türkler, Almanya’ya göç, göç, Amerika’nın göçmen sorunu, Meksikalı göçmenler, Meksika yemekleri, Meksika pilavı! İyi bağladım mı?

Ben küçüklüğümden beri domatesli pilavı çok severim. Şimdi sizinle paylaşacağım tarifi denediğimde, bu pilavı çok uzun yıllar yapacağımı biliyordum. Bu pilavın domatesi bol. Üstüne üstlük, içinde bir de sarımsak var. Sadece bu ikisinin bile yaratacağı lezzeti siz düşünün.

Meksika Pilavı

The America’s Test Kitchen: Family Cookbook kitabından

 İçindekiler:

– İki büyük domates (dörde bölünmüş)

– Bir büyük soğan (soyulup dörde bölünmüş)

– ½ su bardağı sıvı yağ (ben zeytin yağı kullanıyorum)

– İki su bardağı pirinç

– Beş diş ince kıyılmış sarımsak

– Üç küçük ince kıyılmış acı yeşil biber (jalapeno chiles)

– İki su bardağı tavuk suyu

– Bir yemek kaşığı domates salçası

– ½ su bardağı ince kıyılmış maydanoz

– 1 1/2 çay kaşığı tuz

Yapılışı

Fırınınızı 180° C’ye (350° F) ısıtın.

Domatesleri ve soğanı bir mutfak robotunda püre haline getirin. Mutfak robotunuz yoksa, her ikisini de rendeleyin. Bu pürenin iki su bardağı kadar olması gerekiyor. Fazlası varsa ayırın.

Fırına girebilecek bir tencereniz varsa, onun içinde (Dutch oven gibi), yoksa  herhangi bir tencerede yağı ısıtın. Yağ ısındıktan sonra içine pirinci ekleyip on dakika pişirin. Pirinçler biraz sararacak. Pirinçlerin yanmamasına dikkat edin.

Sarımsakları ve biberlerin üçte ikisini ekleyin ve yaklaşık on beş saniye pişirin.

Ardından, domates-soğan püresini, tavuk suyunu, domates salçasını ve tuzu ekleyip kaynayıncaya kadar pişirin.

Kaynadıktan sonra, eğer fırına girebilen bir tencereniz varsa, tencerenin kapağını kapatıp fırına verin. Fırına dayanıklı bir tencereniz yoksa, tenceredekileri kenarları yüksek, çok büyük olmayan bir tepsiye koyup üstünü folyoyla kapatın ve fırına verin. On beş dakika sonra pilavı iyice karıştırıp tekrar kapağını kapatın ve fırında on beş-yirmi dakika kadar daha (pilav suyunu çekene kadar) pişirin. Fırından çıkardığınız pilavı çatalla karıştırın. Biberlerin geri kalanıyla maydonozları da ekleyip karıştırın.

Advertisements

6 Comments (+add yours?)

  1. Nese
    Dec 30, 2011 @ 09:46:34

    çok güzel görünüyor:) beş baş mı beş diş mi yalnız? beş baş diyince ben beş tam sarımsak anlıyorum, o biraz fazla geldi fikren..

    Reply

  2. seyiell
    Dec 30, 2011 @ 10:24:17

    Nese’cigim, iyi ki yazdin. Bes bas demek istemedim aslinda, bes dis demek istedim. Duzelteyim hemen.

    Reply

  3. Kutu mendil muhafizi
    Dec 31, 2011 @ 19:37:52

    Serap’cigim, 25 Aralik’tan beri oradasin, Ocak degil, ben sen gittiginden beri gunleri sayiyorum. Gunlerdir butun ofiste tek basima ben varim, ofisimiz son derece sessiz ve “serene” ama bu insanda hic de calisma arzusu yaratmiyor… aksine, son bir haftada iki defa arkamizdaki couch’a yatip oglen uykusu uyudum, inanir misin!
    Her neyse, biz de bu aksam yilbasi diye paella yaptik, ayni senin pilavin gibi ama daha bir zahmetli, 40 dakika durmadan karistirmak gerekiyor… Guzel Istanbul’un tadini cikar; benim icin sirasiyla: 1. simit 2. boza 3. midye dolma, 4. kokorec, 5. su boregi, 6. fava, 7. lahmacun yiyip yayik ayrani icersen cok sevinirim 😀

    Reply

  4. seyiell
    Jan 02, 2012 @ 13:28:34

    🙂 Duzeltiyorum hemen Derya’cigim. O kadar okudum “publish”e basmadan once; ama iste insan beyni, farketmedi mi etmiyor 🙂
    Iyi yapmissin uyumakla. O koltukta cok iyi uyunuyor. Senin icin de yiyip iciyorum bu arada. Kitaptan baska bir sey istersen buralardan haber ver!

    Reply

  5. Banu Bingör
    Mar 18, 2012 @ 23:41:52

    Merhaba 🙂
    Cenk’in Tartine yazısına bıraktığınız yorum sayesinde geldim buraya…
    Yeni başlayan blog macerası heyecanını yitirmedne devam eder dilerim.

    O bahsettiğiniz hoyratlık, kabalık ve suratsızlık nereden geliyor, ben de anlayamıyorum ve sokağa her çıkışımızda mutlaka bizi mutsuz edecek bir iki bazen üç kişiye rastlıyoruz.

    Her neyse…

    Bu arada okurken, uçak penceresi panjuru durumu kafama takıldı. Eğer arkanızdaki hanımın açmış olduğundan eminseniz bir şey diyemeyeceğim, ama inişe geçene kadar gözleriniz kapalı idiyse… Bilirsiniz… Uçaklar inişe geçtiğinde kabin memurları mutlaka panjurları açtırıyorlar. Ya da yolcu uyuyorsa kendileri açıyorlar. Böyle bir şey olmuş olabilir 🙂

    Gerçekten arkanızdaki hanım da açmış olabilir. Ancak 14 aylık ve henüz bir şeylere tutturmaya başlamamış bir çocuk annesi olarak diyebilirim ki mecbur da kalmış olabilir. Zaten gözleriniz kapalı olduğu için uyuduğunuz düşüncesiyle bir şey dememiş de olabilir… Yerinize otururken yaşadığınız sevimsiz anı düşünün. İşte bizim o anımız gibi etrafımızdaki insanların da kendini iyi hissetmediği ya da rahatsız olduğu anlar kesiştikçe ortaya çıkıyor o sevimsiz haller belki de…

    Bazen ben de empatimi yitiriyorum, ancak nedenini kesin bilemediğimiz şeylere karşı temkinli tavır almak, bizi de bir parça rahatlatacaktır belki…

    Hepsi bu kadar şimdilik 🙂 Tanıdığıma sevindim. Okuyacağım.
    Sevgiler…

    not: Yooo hayır, arkanızda oturan çocuklu kadın ben değildim! :))))))

    Reply

  6. seyiell
    May 09, 2012 @ 10:10:25

    Çok teşekkur ederim Banu 🙂 Evet haklısınız, belki olanlara daha olumlu bakmam gerekiyor. Her ne kadar, bu tip olaylar başıma Almanya’dan her uçuşumda gelse de daha olumlu olmakta fayda var 🙂

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: