Ödevim Nezihe Meriç

Nezihe Meriç’in anılarını okuyorum; “Çavlanın İçinde Sessizce”. Meriç’in “Korsan Çıkmazı” romanını ve “Menekşeli Bilinç” öykü kitabını okudum. Başka kitabını okumuş olsam hatırlardım sanırım. Bu iki kitabı da çok sevdiğimi hatırlıyorum; ama romanın ayrıntılarını ve öyküleri çok iyi hatırlayamıyorum. “Korsan Çıkmazı”nı en iyi iki dostumdan birine, Serap’a, armağan etmiştim okuduktan sonra. “Menekşeli Bilinç” de kız kardeşimin (abla sözcüğünü de hiç sevmem; ama kullanırım yine de. Bari burada kullanmayayım) kitabıydı. Neden başka kitaplarını okumadım Meriç’in bilmiyorum. Kendime ödev veriyorum. Türkiye’ye geldiğimde bir başka kitabını daha alacağım ve 2012 bitmeden okuyacağım. Neden 2011 bitmeden okumuyorum? Amerika’da Türkçe kitap satan kitapçıya rastlamadım. İnternetten sipariş ettiğim bir-iki kitap elime kapağı kırışmış olarak geçti. Hiç haz etmem kitaplarımın kırıştırılmasından. Türkiye’ye, bu ayın yirmi beşinde varıyorum. Elimde başka bir kitap olacak. Ben her yıl, o yılın Man Booker Ödülü’nü kazanan kitabını okuyorum. Geçen yılın ödül sahibini -“The Finkler Question”, Howard Jacobson– okuyamadım henüz. Onu bitirip ardından bu yılın ödüllüsünü -“The Sense of an Ending”, Julian Barnes– okumak istiyorum. Arayı uzatmadan Haruki Murakami’nin yeni kitabı 1Q84’ü de okumak istiyorum. O kadar çok kitap var ki listede, hangisini ne zaman okusun bilemiyor insan. Ama Nezihe  Meriç’i listede ön sıralara koyacağım. Onun kurgularında hep tanıdık bir şeyler oluyor benim için. Çocukluğumu hatırlatıyor bazen anlattıkları. Örneğin anılarında bir yerde, jüri üyeliği yapmayı sevmediğini söylüyor; ama yanılmıyorsam, ısrarlara dayanamayıp birkaç yazarı değerlendiriyor bir yarışma için. Okuduklarını beğenmiyor çoğunlukla. Sadece iki kişiyi kayda değer buluyor ve onlara tam not veriyor. Bu iki kişiden biri Mehmet Güler. Güler, kardeşimin orta okuldayken Türkçe öğretmeniydi. Kardeşimin öykülerinden birini Doğan Kardeş’e yollamışlardı ve basılmıştı öykü. Güler’in adını görünce Meriç’in kitabında, yüzüme bir gülümseme yayıldı. İşte, böyle ufak tefek raslantılara gebe Meriç’i okumak benim için.

Ben neden sabah akşam kitap okumuyorum, sabah akşam kitaplardan bahsetmiyorum? Sabah akşam yemek yapmak da güzel. Geçen hafta sonunu mutfakta geçirdim. Eşim, bütün hafta sonu ders çalıştı. Ben de tezimi yazmaya başlasam iyi olurdu tabi; ama yemek yapmak bana daha cazip geldi. Kek, kurabiye, challah (paskalya çöğreğine çok benzeyen bir ekmek) ve hint usulü köri yaptım. Baharatı ve sebzesi bol bu körinin. Yaparken evi çok güzel kokular sarıyor. Tavsiye ediyorum; hemen aktarın yolunu tutun. Malzemeleriniz hazırsa, bu yemeği yapmak yarım saat sürüyor.

Hint Usulü Köri

Cook’s Illustrated’ın iPhone uygulamasından

İçindekiler:

– İki yemek kaşığı köri tozu

– İki çay kaşığı öğütülmüş kişniş otu (coriander)

– Yarım çay kaşığı öğütülmüş kara biber

– ¼ çay kaşığı öğütülmüş kakule (cardamom)

– ¼ çay kaşığı tarçın

Bu malzemeleri karıştırınca “garam masala” denen ve hint yemeklerinde çokça kullanılan bir baharat karışımı elde etmiş oluyorsunuz. Eğer garam masala bulabilirseniz, bu yemek için ihtiyacınız olan miktar 1 ½ çay kaşığı.

– Yarım su bardağı sıvı yağ

– İki orta boy ince kıyılmış soğan (iki su bardağını dolduracak kadar)

– İki küp halinde doğranmış küçük patates (iki su bardağını dolduracak kadar)

– İnce kıyılmış, dört büyük baş sarımsak

– Bir yemek kaşığı ince rendelenmiş taze zencefil

– Bir orta boy, ince kıyılmış acı yeşil biber (Serrano chiles)

– Bir yemek kaşığı domates salçası

– Orta boy bir karnabaharın yarısı (küçük parçalara bölünmüş)

– Rendelenmiş domates (yakalşık bir buçuk-iki su bardağı/400gr). Konserve domates püresi de olur.

– 1 ¼ su bardağı su

– Bir konserve kutusu (iki su bardağı/yaklaşık 425 gr.) pişmiş nohut (bunu evde kendiniz de pişirebilirsiniz).

– 1 1/2 su bardağı bezelye (konserve ya da donmuş bezelye). Donmuş bezelye alıyorsanız, piştikten sonar dondurulmuş olmasına dikkat edin.

– ¼ su bardağı yemeklik krema

– Bir çay kaşığı tuz

Yapılışı:

Bir tavada, bütün baharatları, bir dakika kadar, orta ateşte kavurun. Baharatların kokusu kısa bir sürede bütün evi saracak. Kavurduğunuz baharatları ateşten alıp bir kenara koyun.

Sıvı yağın üç yemek kaşığı kadarını bir tencerede (ben Dutch oven denililen demir tencerelerden kullandım. Size dibi tutmayan bir tencere kullanmanızı tavsiye ederim) yüksek ateşte kızdırın. Patatesleri ve soğanları kızgın yağda sote edin. Arada bir karıştırın. Yaklaşık on dakika kadar sonra soğanlar karamelize olmuş, patateslerin kenarları kahverengileşmis olacak. Eğer soğanlar çok çabuk renk değiştirmeye başlarsa ateşi kısın.

Isıyı ortaya ayarlayıp tencerinin ortasını açın ve yağın geri kalanını, sarımsağı, zencefili, acı yeşil biberi, ve salçayı buraya koyup otuz saniye kadar sürekli karıştırın.

Kavurduğunuz baharatları da ekleyip bir dakika boyunca sürekli karıştırın.

Karnabaharı da ekleyip iki dakika daha karıştırmaya devam edin.

Domatesleri, suyu, nohutları ve bir çay kaşığı tuzu ekleyin. Ateşi yükseğe getirip arada bir karıştırarak kaynatın. Yemek kaynadıktan sonra, ağır ateşte sebzeler yumuşayana kadar, yaklaşık on-on beş dakika, kaynatmaya devam edin.

Bezelyeyi ve kremayı da ekleyip bu malzemeler de iyice ısınana kadar, iki dakika, pişirin.

Gerekiyorsa biraz daha tuz ekleyin ve pilavla servis edin.

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: